Rahmi Koç’un Densizliği Üstüne

Rahmi Koç’un Densizliği Üstüne
7 Haziran 2026
Rahmi Koç adlı Türk sermaye sınıfının en tanınmış kenesinin sıradan bir pot kırması, sıradan bir mizahi fıkrası değil; etnik, sınıfsal ve cinsiyetçi bilişsel bir şemayı aynı anda çalıştıran aşağılayıcı bir egemen sınıf saldırısıdır.
Çünkü fıkranın komik olmaya çalıştığı yer şurası: Hem devlet hem de ataerkil toplum düzeni tarafından ezilen Kürt kadını, modern tıbbi muayene dilini bilmeyen, mahremiyet nedir, tıbbi prosedür nedir bunların ayrımını kavrayamayan, yapamayan; üstün ulus diye telakki ettikleri güya Türk’ün Orta Asya’dan getirip Batı endüstri toplumunun kültürüyle yoğurduğu ve ne olduğu hâlâ da muamma olan o “medeniyetin” dışında kalmış, gülünç bir figür ve bir nesne gibi tanıtılıyor.
Bu nedenle mesele sadece Kürt toplumunun aşağılanması değil; Kürt kadınının hem etnik kimliğiyle hem kadın bedeniyle hem de sınıfsal, kültürel konumuyla alay edilmesi, erkekçi egemen Türk ulusunun güldürü ve dalga geçme nesnesi haline getirilmesidir.
Bu “mizah”, Kürdistan üzerinde sömürgeci politik/iktisadi egemenliğini korumak için kendi ordusunun üçte ikisini Kürdistan’a yığarak, Kürtlerin dağlarına taşlarına “Ne mutlu Türk’üm diyene”, “Her Türk asker doğar” yazılarını yazdırarak, yazı yazdıramadığı dağları ormanları ateşe vererek var olmaya çalışan Türk sömürgeciliğinin ürettiği yapay ulusu ve devamında kültürünü merkeze alarak; aklın, medeniyetin ve ileri kültürün normu olarak kuruyor. Kürtleri ise 90 yıldır yaptıkları gibi şive, beden, cumhuriyetin kurduğu “medeniyetten” uzak kalmış cehalet temsili; Maho, kıro, çawayi diye ifade edilen, geğirerek abuk sabuk konuşan köylülük ve tuhaf ekstrem hareketlerin, davranışların merkezinde olduğu komiklik üzerinden aşağılayarak dışarıya itiyor.
Bu yüzden buna basitçe “seviyesiz fıkra” demek eksik kalır. Bu, kültürel hegemonya üreten bir pratiktir ve Kürdistan üzerinde bir asırdır estirilen ilhak ve imhanın devamıdır.
Konuyu Antonio Gramsci’nin kültürel hegemonya kuramıyla, Bourdieu’nun sembolik şiddet kavramı ve Bergson’un mizah teorisi üzerinden ele aldığımızda da bu seviyesizliği anlamak basitleşiyor.
Özellikle Bergson’un mizahın modern psikoloji bağlamındaki tanımında, mizah “bir grubun kendisini diğerinden daha üstün ve medeni hissetme arayışının aracı” şeklinde tanımlanır.
Buradan Rahmi Koç’un bu belaltı atışının neye denk geldiğini anlamak zor değildir. Bu tarz faşizm ve milliyetçilik batağından fırlayan mizahın, fıkraların hastane açılışı gibi kamusal protokol ortamında anlatılması bunu bireysel pot kırma olmaktan çıkarıp sınıfsal, kültürel hegemonya gösterisine dönüştürmektedir ve bunu Kürdistanlı her Kürt bireyi görmektedir.
Türk devlet paradigması bir ulus yaratıp o ulusun dışında kalan diğer ulus ve azınlık uluslara her türlü katliam, tehdit ve baskıyı eskisi kadar kolay kolay yapamayınca elde kala kala bir avuç serseri, it kopuk burjuvanın bu atışları ile havuz medyası denilen televoleci Türk televizyon kanallarına “haydin gelik haydin gidik” diye konuşturdukları Türk dizi tiplemeleri kaldı.
Yekitiya Dewleta Kurdistan adına Barzan Bayhan