Biyografi
Kısa Yaşam Öyküm
Lice’de, 1956 yılının Aralık ayının 25’ini 26’ya bağlayan, saati tam bilinmeyen (rahmetli babaannem ve yine rahmetli teyzemin anlatımına göre sabaha karşı), karlı ve fırtınalı bir gecede doğmuşum. Doğumum, büyük dedeme ait Kale Mahallesi’ndeki evde gerçekleşmiş.
Babam Mehmet Sait Baybaş, Liceli Hüseyin Ağa’nın oğludur. Doğumumdan hemen sonra rahmetli dedem kulağıma ezan ve dualar okuyarak bana kendi adını vermiş.
O yıllarda ailemiz kışları Lice’de, yazları Pılolag mezrasında kalırmış. Dedemin ve onun atalarının geçimi hayvancılık ve tarıma dayanıyordu. Dedemin bir değirmeni vardı; aynı zamanda ticaretle de uğraşırdı. Değirmen yılın on iki ayı çalışırdı.
Koyunlarımız ve ineklerimiz vardı; koyunlar özellikle çoktu. Yazın Karacadağ’a, kışın Şerabdin Yaylası’na gidilirdi. Atlarımız, arı kovanlarımız vardı. Tavuk, hindi gibi kümes hayvanları sürüler hâlindeydi. Bağlarımız çoktu. Dedemin çalışan sayısı mevsime göre değişirdi; yaz aylarında bu sayı bini aşardı.
Alibardağ, Dewrişhesenan ve Sehdi köylerinde dedemin arazileri bulunuyordu. Bu köyler Amed (Diyarbakır)’a bağlıdır. Lice’de arazi çoktu. Önceleri işler sapan ve öküzlerle yapılırdı. Babamın bir jip’i vardı; sonradan traktörler tarım işlerini devraldı.
Çocukluğumda en çok ilgimi çekenler atlar, kuzular, köpekler ve güvercinlerdi.
Gençlik ve Eğitim Yıllarım
1963–64 eğitim öğretim yılında okula başladım. Türkçeyi ancak iki yılda öğrenebildim. 1974 yılına kadar Lice’de yaşadım ve okudum. 1974’ten sonra İstanbul’a yerleştim.Lice’den yakınımız olan emekli başkomiser Ali Dayı’nın destek ve hamiliğiyle birçok kursa katıldım. O dönem Ecevit’in başlattığı hızlı eğitim programlarından yararlandım. Aldığım diplomaların sayısını bile hatırlamıyorum.
İstanbul’a gelmemle birlikte Türkçem hızla gelişti. Cumhuriyet gazetesi okur, halkevlerine giderdim. İstanbul’da çok sayıda entelektüel Kürt vardı. Ali Dayı benim yol gösterenimdi; dedeme büyük saygı duyardı.
Lice’de iki cami vardı. Küçük caminin bir de havuzu bulunuyordu. Babamın amcasının oğlu Mala Ğetip müftüydü. Eşi Fatma Ğetip yengem din dersi hocamdı. Küçük camiyi büyük dedem yaptırmıştı. Müftü, imam ve müezzin hep babamın amca çocuklarıydı.
Bir de büyük cami vardı; Mir Mehmet Bey’in dedesi yaptırmıştı. Avlusu geniş olduğu için “büyük cami” denirdi. Çocukluğumda büyük caminin imamı, sonrasında müftüsü dayım Mala Behçet’ti. Behçet Dayım daha sonra Anavatan Partisi’nden belediye başkanı oldu; Turgut Özal’ın ricasiyle bu görevi kabul etmişti.
Lice’deki çocukluğum ve İstanbul’daki gençliğim boyunca dünyayı tanımaya meraklıydım. Çok araştırır, sorgulardım. İstanbul’daki gençliğim devleti tanımakla geçti.
1983 sonrası Avrupa’yı gördüm; halkını ve kültürünü tanıdım. Gelişmişliklerinden çok etkilendim. Dünya tarihini, Kürdistan tarihini ve Türklüğün gerçek tarihini Londra’da öğrendim. Neden geri kaldığımızı, nasıl gelişmemiz gerektiğini ve güvenli bir ülkede nasıl yaşanabileceğini araştırdım.
1984–1988 yılları arasında Londra ve İngiltere’nin farklı şehirlerinde birçok eğitim kursuna katıldım; yaklaşık altı yüz tarih, kültür, felsefe ve anı-belgesel kitabı okudum. Özellikle liderlerin ve peygamberlerin yaşamlarını anlatan, siyasi içerikli kitaplara yöneldim.
Birçok ülke gezdim; hangi ülkenin nasıl bağımsızlaştığını inceledim. Sürekli kendime şu soruyu sordum: Biz Kürtler, soylu tarihimize rağmen neden geri kaldık ve nasıl kendi topraklarımızda öz yönetimimizi kurabiliriz?
Bugün benim cevabım nettir: Bağımsız Kürdistan’da özgür yaşam şarttır. Uygar yasalarla yönetilen, NATO üyesi bir Bağımsız Kürdistan gereklidir.
Hayatım boyunca ruhani ve ilmî eğitimler alırken gerçeği hak ve adalet çerçevesinde aradım. Aynı zamanda ticari çalışmalarım da hep yaşamımın bir parçası oldu.
Ticari ve Siyasi Faaliyetlerim
Lice, Solhan, Muş, Van, Bitlis, Diyarbakır, Ankara, İstanbul, Yalova ve Bursa gibi şehirlerde işyerlerim oldu. İnşaat, turizm, tekstil, gıda, otomotiv ve mermercilik alanlarında elliden fazla şirket kurdum. Manifatura ticareti yaparken Kürdistan’ın tamamını gezdim.İngiltere, Güney Afrika, Singapur, Azerbaycan ve Rusya’da şirketlerim oldu. Yetmişli ve seksenli yıllarda Libya’ya yoğun tekstil ihracatı yaptım.
Lice doğduğum, İstanbul büyüdüğüm, Londra’da olgunlaştığım; Hollanda ise esir düştüğüm ülkedir.
1965’ten beri Kürt siyasetiyle ilgileniyorum. 1989’dan itibaren Türkiye devlet kurumlarıyla, 1992’den sonra da dünya yöneticileriyle Kürt sorununun çözümü üzerine görüşmeler yaptım.
1995 yılının 25 Aralık günü Hollanda–Belçika sınırındaki Breda’da tutuklandım. Türkiye’ye iade edilmek istendim. Ancak suçlamaların sahte belgelerle oluşturulduğu kanıtlandı. Hollanda Yüksek Yargısı, suçlamaların siyasi amaçlı olduğunu ve Türkiye’ye iademin yasaklandığını karara bağladı.
1996’da ev hapsi şartıyla serbest bırakıldım.
Devam eden yıllarda diplomatik çalışmalarımı sürdürdüm. Bugüne kadar otuz yıl geçti.
Resimler çiziyor, Diyarbakır’daki kimsesiz çocuk derneklerine gönderiyorum. Yazılarım ve kitaplarım yayımlandı.
Çocuklarım bensiz büyüdü. En çok üzüldüğüm şey budur.
Sonuç olarak;
Ben özgürlük mücadelesinin kervanıyım.Bağımsız Kürdistan benim cennetimdir.
Bu inanç ve tutku ile yaşamaya devam ediyorum.
Saygılarımla,
Hüseyin Baybaşin